Yazı ve çizim: Armed Baran DEĞER
DAKTİLO NEWS - Son 20 yıl içerisinde teknolojinin sanki her yıl bir önceki yılın 'teknolojik gelişme kat sayısının karesi alınıyormuşçasına hızlıca gelişmesi neticesinde ortaya çıkan büyük ilerlemeler yeni nesiller üzerinde olumlu etki yaratmadı.
İnsanoğlu teknoloji gelişmeye başladığından beri farklı dönemlerde sıra dışı teknolojilere ayak uydurdu. Bu bir önceki nesilden farklı bir hayat süren nesiller doğurdu, çünkü taze jenerasyonlar kendileri gibi yeni doğan düzenlere adapte oldular. Ama günümüzde bulunan dönemde ki farklılık hiçbir dönem içerisinde bulunmayan bir farklılığa ev sahipliği yapmakta. Çünkü iş artık; bir değerin 2 katı alındıktan sonra, bu toplamdan o değerin ilk halinin 9/10'u çıkarılarak elde edilmiyor, yani %10'luk gibi dar bir gelişme olmuyor. Her seferinde gelişmeler arası basamakların ayrımı büyüyor. Hatta bu ayrım o kadar büyüdü ki, arkanızı dönüp 1990'lara baktığınızda; o merdivenleri göremiyorsunuz asla. Çünkü onlar artık yok denecek kadar uzakta, görülemeyecek kadar karanlıkta. İşte insan bu basamakları çıkan bir varlıktır. Bu varlık, basamak çıktıkça kültürel ve sosyal anlamda değişime uğrar. Her dönemin teknolojisi, farklı bir kültürel değişimin neticesi olur. Bu noktada şunu görmek icap eder, basamakların arasındaki farkların ve basamak sayısının artışı bizim çok hızlı bir şekilde kültürel ve sosyal anlamda değişime uğramamıza sebebiyet verdi. İnsanoğlu nesillerdir böylesine bir durum içerisinde değildi ama şu an öyle, ara jenerasyonlar bunu en iyi şekilde hissedenler ve deneyimleyenlerdir. Çoğunluk fark etmemiş olsa da bu kadar hızlı yaşanan kültürel değişimler taze nesillerde şok etkisi yaratmış vaziyette, bu yüzdendir ki Z kuşağında belli bir kültür kalmadı, internetin çıkışıyla insanların kendi farklılıklarına sahip kültürleri kalmadı. Her toplumun ayrı ayrı incelikleri olması durumu mevcut kuşağın gençleriyle beraber ortadan kalktı. Sadece ve sadece tüm zihinlerde tek bir akıl tarafından yontulmuş olan yapı benimsendi. Bu yapı iyiyi, kötüyü, güzellik algısını ve dahi nicesini tek tipleştirerek herkesi tek noktada var olan bir zihne sürükledi. 'Farklılıklar güzellikler, güzellikler insanlığı yaratır.' diyen insanlar; artık tek tip bir yaşantı içerisine uyum sağlayarak var olan konumlarının aslında böyle olmadığını, halihazırda zaten bahsettikleri gibi bir farklılık içerisinde olduklarını iddia etmeye başladılar. Belli markalara itaat, belli stillere bakış, yalnızca ve yalnız güzelleşme arzusu insanlığın sosyal anlamda çöküşüne zemin hazırladı. Hayır, size kendinize bakmanız kötü bir şeydir demedim! Size beşerin bunu hiçbir dönemde yapmadığı kadar şu anda yaptığını ve bu yaptığının da kendisine has bir yolunun olmadığını, tek bir noktadan çıkmış olduğunu; onlara bağlılık göstererek bunları yaptığını söyledim. Anlaması çok basittir, eğer 'sen yobazsın' demezseniz; anlaşılmak için yazarım zaten.
İnsanların tek bir noktadaki iyilik, kötülük ve güzellik fikrilerine itaat edişinin temeli; bu fikirleri onlara dikte edebilecek olan kurumların ve platformların son 30 yıl içerisinde ortaya çıkmasıyla, bu kurumları yöneten kişilerin; onlara yani insanlara, bunları dikte etmek istemesinden ve etmesinden geçmektedir. Yani onların (güç sahiplerinin) iddia ettiği gibi insan zihninde apriori (doğuştan gelen, herhangi bir deneyimden bağımsız) nitelik taşıyan böyle bir yapı, düşünce yoktur. Onların iddia ettiği gibi 'insanlar yüzlerce yıldır böyle yaşamak istedi de refahın olmayışı ve kimi kaidelerin toplumdaki ağırlığının beşer üzerindeki baskısı toplumun bu cinsten davranışlar sergilemesine engel oldu' türünden bir durum söz konusu değildir. İnsanların zihninde direkt olarak böyle bir düşünce yoktu ve şunu da bilmek gerekiyor, kültürel farklılıkları yaratan da tam olarak buydu; o düşünceyi oraya yerleştirebilecek, bütün dünyayı yönetebilecek kadar kudretli bir yapının olmayışı. Bu yüzden işte insanları yaşadıkları bölgede kim yönetiyorsa onu nasıl yönlendirirse öyle yetiştiler ve o dolayda bir kültür oluşturdular yüzyıllar boyu. Günümüzde ise tüm dünyayı yönetebilecek güçler var, ve o güçler dünyayı yönetiyor. Yönettikleri güç onları tek noktaya itiyor, daha fazla güce erişim arzusuna. Çünkü kendi yapılarına hizmet edebilecek nitelikte varlıklar yaratmak istiyorlar. Aptal ve zevkine düşkün varlıklar olan insanlar da bu kişilerin emellerine karşı onların neyi istediğini sorgulamayı bir kenara bıraktım, o güç düşkünü şeytanların var olup olmadığını dahi sorgulamadan bile itaat etmeye başlıyor, hatta ekseriyet bunu itaat etme değil düzene ayak uydurmak olarak adlandırıyor. Mevcut pozisyondaki insanların çoğu kendini hakim bir zekaya sahip zannetse de, büyük bir koyun sürüsündeki muhakeme yeteneğinden yoksun herhangi bir hayvandan farksız psikolojiye sahiplerdir. Bir kişi o şeytani emele hizmet etmeye başlayınca diğerleri onu yargılıyor fakat biraz zaman geçtikten sonra birkaçı daha aynı çizgiye gelince kalanlar bunu yadırgamayı bırakıyor ve onların (bu işe girişenlerin) peşinden gitmeye başlıyor. Bu böyle sürerken o emellerin yayılabilmesi adına farkında olmaksızın balta girmemiş zihinlere de hücum ederek propagandavarî bir yaklaşım sergiliyor, sohbet ediyormuş ayağına kendi vebasını diğerlerine de bulaştırıyor; üstelik bunu kendisi dahi farkında olmadan yapıyor ve çok zaman geçmeden hepsi o vebaya kapılmış oluyor. İşte koyunluk tam olarak bu oluyor.
Sistemin çarkı bu şekilde işliyor. Şu açık, ilgilenilen durum; sosyal medya aracılığıyla istenilen noktaya tüm insanları entegre etmeye çalışmaktan ziyade, toplum içerisinde bunu yayabilecek niteliklere sahip insanları hedef kitlesi olarak seçip onları entegre ettikten sonra onların kalan insanlara (çevrelerine) bunu, onları çok daha iyi tanımalarından kaynaklı olarak individual (bireysel) ikna edici yollar aracılığıyla kabul ettirmelerini sağlamaktır. Çünkü sistemin tüm insanların ikna tabanlarını çözebilecek kadar detaylı bir yapısı yok, bu olmadığı gibi bunu var edebilecek nitelikte bir teknoloji de yok. Evet, yapay zekanın da bunu yapması pek mümkün değil. Bir nevi bu sistem kendine misyonerler arıyor. Elde ettiği lokal, saf misyonerlerin iyi niyetleri ve bir o kadar da ahmak, sorgulamayan yönlerinden faydalanarak Truva atı misali insan ilişkilerine ve hanelere sızıyorlar. Bunlar yapılıp kümeler hâlinde toplumda hücreler eldesi gerçekleştirildikten sonra aynı bir küf gibi çeşitli farklı noktalarda baş gösteriyor ve ufak kesimlerden büyük kesimleri etkileme işlemini devreye sokarak başarı sağlıyorlar. Şunu fark etmek lazım, alan genişledikçe entegrasyon süreci uzar. Dar bir alanı istediğiniz yöne entegre etmeniz daha kolaydır çünkü hakimiyetiniz çok daha güçlüdür. Ama alan genişledikçe hakimiyetiniz düşer, yönetme hakkınız elinizden alınmışçasına dımdızlak kaldığınızı hissedersiniz. Halbuki hâlâ gücünüz vardır ama bu o kadar soğurulur ki, sanki ortada hiçbir şey kalmamış zannedersiniz. Ama görüyoruz ki büyük güçler bunları hesap etme konusunda hiç de eksik değil, hatta profesyonel olduklarını söylemeliyiz.
Bu tür yapıları onların iletişim aletlerini hayatlarımızdan çıkararak yok edemeyeceğimize göre onların uzantıları olmayarak yok etmeye çalışmalıyız. Uzantı olmayış yapılan davranışların neden yapıldığını sorgulamaktan geçer. Durumu başarıyla analiz edebilen kimseler ulaklık etmezler. O kadar iyi analiz ederler ki işin sadece dilde değil bazen üstüne giyeceği herhangi bir şeyde dahi olabileceğini hesap etmeyi başarabilmiş kimselerdir bunlar. Öyle olmak için üstün bir insan olmaya gerek yok, ama öyle olduktan sonra üstün bir insan olunacağı kesin. Çünkü milyonların hatta milyarların kandırıldığı yapılara hizmet etmemeyi beyninize, bizzat kendinize öğretmiş olacaksınız.
