Civan DEĞER'in yazısı
CHP, son yılların en büyük siyasi ve örgütsel krizlerinden birini yaşıyor. Bir tarafta mahkeme kararlarıyla tartışmalı hale gelen kurultay süreci, diğer tarafta belediyelere yönelik soruşturmalar, parti içi ayrılıklar ve birbirini ağır sözlerle suçlayan partililer...
Bir zamanlar aynı kürsüden konuşan, aynı hedefler için siyaset yaptığını söyleyen isimler bugün birbirlerini "ihanetle" suçluyor. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden genel başkanlık koltuğuna dönmesinin ardından CHP içindeki kavga artık gizlenemez bir noktaya ulaştı.
PEKİ, GERÇEKTEN İHANET EDEN KİM?
Yıllarca CHP'yi yöneten Kemal Kılıçdaroğlu mu? Yoksa partiyi mahkeme salonlarının, soruşturmaların ve şaibe tartışmalarının merkezine sürükleyen anlayış mı? Şüphesiz bu sorulara cevap vermeden yapılan her tartışma eksik kalacaktır.
DÜN “GENEL BAŞKANIM” DİYENLER BUGÜN NEDEN “HAİN” DİYOR?
Siyasetin en ilginç taraflarından biri de hafızaların bazen çok kısa sürmesidir. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu'na en sert sözleri yönelten isimlerin önemli bir bölümü, yıllarca onun gölgesi altında ve onun liderliğinde siyaset yaptı. Milletvekili oldu, parti yöneticisi oldu, belediye başkanı oldu. Geçmişte Kılıçdaroğlu'nun yanında poz verenler, onun kararlarını savunanlar, bugün aynı kişiyi ihanetle suçluyor.
Elbette siyasette görüş ayrılıkları olabilir. Liderler eleştirilebilir. Yanlış kararlar tartışılabilir. Ancak ortada cevap bekleyen önemli bir soru var; Kemal Kılıçdaroğlu ne zaman hain oldu? Genel başkanlık koltuğunda otururken mi? Yoksa mahkeme kararıyla yeniden partinin başına dönme ihtimali ortaya çıkınca mı?
Eğer bir insan yıllarca dürüst, ilkeli ve saygın olarak görülüyorsa, bir gecede hain ilan edilmesinin izahı da yapılmalıdır. Bunun izahı yapılamıyorsa acaba bu iddianın sahipleri dönek olabilir mi?
KURULTAY TARTIŞMALARI NEDEN BİTMİYOR?
CHP'nin bugün yaşadığı krizin merkezinde mahkemeye taşınmış ve karara bağlanmış şaibeli 38. Olağan Kurultay bulunuyor.
Özgür Özel'in genel başkan seçildiği kurultay sonrasında çeşitli iddialar gündeme geldi. Bazı delegeler ve eski parti yöneticileri yargıya başvurdu. Açılan davalarda delegelere maddi menfaat sağlandığı, oyların çeşitli yöntemlerle etkilendiği ve kurultay sürecinde usulsüzlükler yaşandığı öne sürüldü. Hatta pavyonda delege oylarının satın alındığı itiraf edildi.
Aylarca süren tartışmaların ardından mahkeme süreci Türkiye'nin en önemli siyasi gündemlerinden biri haline geldi.
Burada dikkat çekici olan nokta şudur; CHP yönetimi sürekli olarak ortada hiçbir sorun olmadığını savunurken, kurultay tartışmaları neden yıllarca sürdü?
Eğer her şey bu kadar açık ve şeffafsa, neden mahkemeler bu dosyalarla meşgul oldu?
Neden parti içinde dahi kurultayın meşruiyetini sorgulayan isimler çıktı?
Bu soruların cevabı verilmeden kamuoyunun ikna olması kolay görünmüyor.
ŞAİBE İDDİALARININ GÖLGESİNDE BİR YÖNETİM
Kurultay sürecinde ortaya atılan iddialar sıradan siyasi tartışmalar değildi. Delegelere para verildiği, telefonlar dağıtıldığı, çeşitli maddi imkanlar sağlandığı, oy tercihlerinin yönlendirildiği, parti içi demokratik mekanizmaların işletilmediği iddiaları günlerce konuşuldu. Bu iddiaların tamamının doğru olduğunu söylemek de mümkün olmadığı gibi, hepsinin yalan olduğunu söyleyemeyiz. Mahkeme sonucuna bakılırsa çoğu doğrudur.
Ancak şu gerçeği görmezden gelmek mümkün değildir. Bir siyasi partinin kurultayı hakkında bu kadar ağır iddialar konuşuluyorsa, ortada ciddi bir güven sorunu var demektir. CHP bugün sadece bir kurultay tartışması yaşamıyor. Aynı zamanda bir güven ve meşruiyet krizi yaşıyor.
CHP BELEDİYELERİ NEDEN SÜREKLİ GÜNDEMDE?
Özgür Özel döneminde yaşanan bir başka dikkat çekici gelişme ise CHP'li belediyeler hakkında yürütülen soruşturmalar oldu. İstanbul'dan İzmir'e, Beşiktaş'tan Esenyurt'a kadar birçok belediye farklı dosyalarla gündeme geldi. İhale süreçleri, belediye iştirakleri, personel alımları, mali işlemler, taşeron ilişkileri, imar uygulamaları uzun süre kamuoyunun gündeminde kaldı ve kalmaya da devam ediyor…
Elbette hukuk devletlerinde soruşturma açılması tek başına suçluluk anlamına gelmez. Ancak aynı şekilde onlarca soruşturmayı, gözaltıyı ve iddiayı yok saymak da gerçekçi değildir.
Siyaset kurumunun görevi bu tartışmaların üzerini örtmek değil, kamuoyunu tatmin edecek açıklamalar yapmaktır.
İZMİR'DEN İSTANBUL'A UZANAN TARTIŞMALAR
Özellikle CHP'nin uzun yıllardır yönettiği belediyelerde yaşanan gelişmeler dikkat çekiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi hakkında ortaya atılan mali yönetim eleştirileri, körfez temizliği konusundaki tartışmalar, belediye iştirakleriyle ilgili iddialar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi etrafında oluşan soruşturmalar, Beşiktaş Belediyesi'ne yönelik incelemeler siyasi gündemin önemli başlıkları arasında yer aldı.
Son olarak Buca Belediyesi'ne yönelik operasyon ve çok sayıda kişi hakkında yürütülen işlemler de tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Bu tablo karşısında CHP yönetiminin sadece "siyasi operasyon" söylemine sığınması yeterli olmuyor. Toplum artık daha fazla açıklama ve daha fazla şeffaflık bekliyor.
BELEDİYE BAŞKANLARI NEDEN PARTİDEN AYRILIYOR?
CHP açısından üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise parti değiştiren belediye başkanlarıdır. Yerel seçimlerin ardından çok sayıda belediye başkanının CHP'den ayrılması dikkat çekti. Bazı isimler bağımsız kalmayı tercih etti. Bazıları farklı siyasi partilere geçti. Bazıları ise doğrudan AK Parti saflarına katıldı.
Burada sorulması gereken soru şudur; eğer CHP içinde her şey yolundaysa, neden bu kadar çok belediye başkanı partiden uzaklaşıyor? Neden parti bu kadar savruluyor? Ve neden kimse bunun hesabını vermiyor?
Bu tablo sadece bireysel tercihlerle açıklanabilir mi? Yoksa parti içinde daha derin sorunların işareti midir?
ALİ MAHİR BAŞARIR VE MAHMUT TANAL'A SORULMASI GEREKEN SORU
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik en sert açıklamaları yapan isimler, önce şu sorulara cevap vermelidir. Kemal Kılıçdaroğlu'nun adı yıllardır hangi yolsuzluk dosyasında geçti? Hangi ihalede adı yer aldı? Hangi soruşturmanın merkezinde bulundu? Hangi belediye iştirakinin yönetiminde bulundu? Hangi mali skandalla anıldı? Şimdi “Ben kapısında beklerim” diyen Ali Mahir, rantı için gözyaşı döken sihirbaz hortumcu Mehmut, Kılıçdaroğlu'nun siyasi hatalarını eleştirilebilir belki. Seçim performansı tartışılabilir. Ki onu da tartışamazsınız. Diyorsunuz ki bu kadar seçim kaybetti, peki o kaybederken siz neredeydiniz? Ya da siz kaç seçim kazandınız? Son yerel seçimlerde Kürtlerin desteğiyle şans eseri birinci parti oldunuz, ya da AKP bilinçli bir şekilde birinci parti olmanıza müsaade etti ki siz de bu zaferin sarhoşluğuyla fena coştunuz, ardından talan başladı, tarumar oldunuz. Kılıçdaroğlu’nun size göre başarısızlığı varsa, sizin de halka göre şaibeleriniz var…
Şu çok iyi bilinmelidir ki siyasi başarısızlık ile yolsuzluk arasında büyük bir fark vardır, edep vardır, adap vardır. O da herkeste bulunmayan bir şeydir. Bu ayrımı yapmadan yürütülen tartışmalar kamuoyunda karşılık bulmuyor. Öyle palavralarla bol keseden atıp linç etmek olmaz.
ASIL TARTIŞILMASI GEREKEN NE?
Bugün CHP içerisinde iki farklı kamp birbirine ağır sözler söylüyor. Bir taraf diğerine ihanetçi diyor. Diğer taraf karşılık veriyor. Hakaretler havada uçuşuyor. Fakat bütün bu gürültünün arasında asıl mesele gözden kaçıyor. CHP neden yıllardır kendi iç tartışmalarını çözemiyor? Neden her lider değişimi bir krizle sonuçlanıyor? Neden parti içi demokrasi sürekli tartışma konusu oluyor? Neden belediyeler hakkındaki iddialar gündemden düşmüyor? Neden seçilmiş yöneticiler partiyle yollarını ayırıyor? Asıl cevaplanması gereken sorular bunlardır.
SON SÖZÜM!
Ben CHP'li değilim.
Hayatım boyunca CHP'ye oy vermedim. Benim kırmızıçizgim Selahattin Demirtaş’tır, o kimi işaret ettiyse ona oy verdim ve veririm de. Hele AK Parti'li hiç değilim. Bu nedenle meseleye taraftar gözlüğüyle bakmıyorum. Şimdi bazı kafatasçı çatlak sesler çıkıp "AKP kendi hukukunu kendisi için uyguluyor" diyebilir. Bu anlamda haklılık paylarını inkar etmek doğru değil. Eve AKP hukuku kendine uydurmuş bu ülkede ve bu hukuksuzluk beni de yazdıklarımdan dolayı cezalandırmıştır. Ötelenmiş, psikolojik, sosyolojik ve kültürel anlamda baskı görmüşüm. Yazdıklarımdan dolayı hapis cezalarına çarptırılmışım. Halen de Yargıtay'da dosyalarım beklemektedir ve her an hapse atılabilirim. Diyelim ki Kılıçdaroğlu haindir, diyelim ki AKP hukukuna uyuyor. Allah aşkına ya siz nesiniz? Siz usulsüzlük, ihale yolsuzluğu ve delegelere para dağıtmakla ve oylarını satın almakla suçlanıyorsunuz. Bu durumda kusura bakmayın ama siz de sahtekar pozisyonuna düşüyorsunuz. Aslında size de Kılıçdaroğlu'na da ihanet eden biri varsa o da İmamoğlu'dur. Kendi egosu için sizleri birbirine düşürdü, patinizi parçaladı. Birazcık aklınız olsa bunu fark edip ona göre yol alırdınız.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu'na yöneltilen ihanet suçlamaları, ortaya çıkan tabloya bakıldığında ikna edici görünmüyor.
Bir siyasi hareket kendi içindeki bütün sorunların sorumluluğunu tek bir kişiye yükleyerek çıkış yolu bulamaz. Gerçekler hakaret içerikli sloganlarla değişmez. Gerçekler sosyal medya kampanyalarıyla değişmez. Gerçekler grup toplantılarında atılan alkışlarla değişmez.
Belgeler neyi gösteriyorsa gerçek odur.
Bu nedenle CHP'de bugün tartışılması gereken konu bir kişinin hain olup olmadığı değil, partiyi bu noktaya getiren anlayışın sorgulanıp sorgulanmayacağıdır.
Çünkü bazen sorun kişilerde değil, sistemi yöneten zihniyettedir.
