Sefillikten şöhretin zirvesine çıkan Mem Ararat’ın gerçek yüzü!


Civan Değer'in yazısı

Bazı insanlar yoksulluk içinde büyür ama ruhlarını kaybetmez. Bazıları ise şöhretin ışığına kavuşur kavuşmaz önce vicdanlarını, sonra hafızalarını, en sonunda da kendilerini kaybeder. İşte insanın gerçek sınavı tam da burada başlar.

DAKTİLO NEWS - Günlerdir Mem Ararat’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaları izliyorum. İlk önce sessiz kalmayı tercih ettim. Çünkü bazen insan, bir zamanlar umut bağladığı birinin dönüşümünü izlerken konuşmak istemez. Ama paylaştığı videoyu her izlediğimde aynı duyguyla baş başa kalıyorum ve bir akıl tutulmasına maruz kalıyorum.

Ben Mem Ararat’ı şöhretin kirli rüzgârına kapılıp savrulmadan önceki halini iyi bilenlerden biriyim.

O yıllarda Batman’da yaşıyordum. Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz değerli eğitimci dostum Veysi Bozkurt beni aramıştı. Yanına gittiğimde utangaç, mahcup, elinde bağlamasıyla sessizce duran genç bir adamla tanıştırdı beni: “Bu bizim Mem” dedi.

O gün karşımızda duran kişi, bugünün paraperest ekran yüzü değildi. Yüzü konuşurken kızaran, sesi titreyen, mahcubiyetini saklayamayan son derece edepli bir gençti. Ne albüm yapacak parası vardı ne klip çekecek imkânı… Ama yüreğinde gerçek bir sanatçı taşıyordu. Üreten ve ürettiklerini seslendirirken insanın ölü hücrelerini bile diriltebilecek derecede güzel bir sesi vardı. Eserleri yalnızca ezgi değildi; acının, direnişin ve Kürt halkının asla silinmeyecek yaralı hafızasının içinden süzülüp gelen destanlardı.


İlk sermayesi sesi değildi aslında. İlk sermayesi samimiyetiydi ve o yürek yakan eserleriydi…

Hatta o dönem Batman Kültür ve Turizm il müdürlüğünün tanıtım günleri kapsamında Veysi öğretmen Mem için mini bir konser ayarladı. O çekingen ve yüreği titreyen Mem’i zorla sahneye çıkardık. Utancından sahneye bile çıkamıyordu. O dönem Mem’in arkasında orkestra yoktu ve tek başına bağlama çalıp söyledi. Dorusunu söylemek gerekirse perişan ve sefil bir durumdaydı. İşte, o konserde çektiğim sefil Mem’in fotoğraflarını şimdi ilk defa sizinle bu yazı aracılığıyla paylaşıyorum.

Sonra günler geçti. Destekler büyüdü. Sahnelere çıktı. Televizyon ekranlarında görünmeye başladı. Klipler, konserler, alkışlar derken bizim mahcup Mem yavaş yavaş başka birine dönüştü. Öyle ki bir zamanlar telefonlara mahcup bir sesle cevap veren adam, artık dönüp bakmaz oldu. Aradığımızda telefonu açmadı. Şöhretin en tehlikeli yanı da budur zaten: İnsan önce etrafındaki insanları değil, geçmişini siler.

Bugün dönüp baktığımda en ağır gelen şey şu; yoksulluğu değil, değişimi görmek.

Çünkü o dönem Mem Ararat’ı zirveye taşıyan yalnızca sesi değildi. Mütevazılığıydı. Halkına yakınlığıydı. Kendisini “bir yıldız” değil, bu halkın içinden çıkan bir sanat emektardı olarak görmesiydi. Ama yıllar sonra görüyoruz ki insana dair ne varsa yerini başka bir şeye bırakmış. Paraya, hesaba, çıkara…

İşte trajedi tam burada başlıyor.

Kürtçe müzik yapmak kolay olmadı bu ülkede. Bir şarkıyı ana dilinde söylemenin bedeli bazen sürgün oldu, bazen işkence, bazen mezar taşı… Nice insan bu dil yaşasın diye hayatını verdi. Bugün sahnelerde alkışlanan her Kürt sanatçının arkasında mutlaka o bedellerin gölgesi vardır.

Bu yüzden halkın acısından beslenip halkın değerlerine sırt çevirmek yalnızca bir “tercih” değildir; ahlaki bir kırılmadır.

Elbette insan haksızlığa uğrayabilir. Kurumlar içinde yanlış insanlar olabilir. Menfaat peşinde koşanlar çıkabilir. Ama bireysel öfkeyi bütün bir halka, bütün bir mücadeleye ve ortak değerlere yöneltmek; işte bu, karakter meselesidir.


Şimdi insan sormadan edemiyor..

Bir zamanlar elinde bağlamasıyla bir köşede mahcup mahcup bekleyen o genç nereye gitti?

Şöhret mi değiştirdi seni, yoksa içindeki hakikat mi zaten bu kadar zayıftı?

Çünkü bazı insanlar fakirlikten çıkınca büyümez.

Sadece gerçek yüzleri ortaya çıkar.

Evet, Mem efendi sen kimsenin babasının hizmetkarı değilsin ama unutma seni yücelten bu halk da senin babanın hizmetkarı olmadığını bilmelisin. Bu halkın yüzlerce sanatçısı sürgüne maddi hiçbir zenginlik birikimi olmadan yaşamını yitirmiştir. Ama yüzleri ak bir şekilde toprakla buluşmuşlardı. Fakat senin bu sözlerin Zana’ların, Andok’ların mücadelesine yakışmamıştır, bizim yüreğimiz burktuğu gibi onların da anılarına saygının sınırlarını aşmıştır. Senin yerinde olsam en kısa zamanda çıkar halktan özür dilerim. Sen özrünü dilersen, şayet haksızlığa uğramışsan bunun hesabını da soran olur mutlaka… 

Sefil Mem, son olarak sana şunu söylemekte yarar var diye düşünüyorum. Sürgünde yaşamını yitiren dünyanın en iyi sinemacılarından biri olan Yılmaz Güney’in dediği gibi; “İnsan parasıyla değil, eylemleriyle insandır.” Onun için sen de paraperestlikten vaz geç ve insan perver dolayısıyla da biraz Kürtperver ol. 


Daha yeni Daha eski