Civan DDEĞER
DAKTİLO NEWS - Bu söz, sıradan bir cümle değildir. Bir hayat felsefesinin, bir direniş ahlakının ve insanlığın en derin çelişkilerinden birinin ifadesidir. Çünkü insan, gerçekten sevdiği şey için mücadele eder; bazen de o mücadele uğruna en değerli varlığını, yani hayatını ortaya koyar.
İnsanoğlu dünyaya gelir, yaşar ve ölür. Kimi insanlar hayatı boyunca durmadan didinir; çocuklarına miras olarak evler, arsalar, bankalarda biriken paralar bırakır. Kimi insanlar ise sanatın izinden gider; bir tablo, bir heykel, bir romanla insanlığın ortak hafızasında yer edinir ve eserleriyle ölümsüzleşir.
Ama bir de başka bir yol vardır. Zor, çetin ve çoğu zaman bedeli ağır olan bir yol… Bu yolu seçen insanlar hayatlarını kendi adlarına değil, bir halkın özgürlüğü adına yaşarlar. Onlar için yaşam, yalnızca nefes almak değildir; başkalarının da özgürce nefes alabilmesi için verilen bir mücadeledir.
Dün hayata gözlerini yuman Kürt siyasetçi, PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Salih Müslim, bu yolu seçen ender insanlardan biriydi.
Rojava’nın direnişleriyle dünya tarihine geçen Kobanê’de 75 yıl önce dünyaya gelen Salih Müslim, yaşamına sıradan bir kariyer çizgisiyle devam edebilirdi. İstanbul Teknik Üniversitesi gibi saygın bir kurumda akademik eğitim aldıktan sonra rahat bir hayatın kapıları ona da açıktı. Fakat o başka bir yolu seçti.
Kendi yaşamını büyütmenin değil, halkının özgürlüğü için mücadele etmenin yolunu…
Bu yol çoğu zaman sürgün, baskı, tehdit ve yoksunluk anlamına geliyordu. Ama yine de yüründü. Çünkü bazı insanlar için hayatın anlamı, yalnızca yaşamak değil; yaşadıkları zamanı bir anlam uğruna tüketmektir.
Salih Müslim’in hayatının son günlerinde anlatılan bir olay, onun karakterini ve başka insanların yaşam kıymetini en yalın haliyle ortaya koyuyor.
Böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi görüyordu. Ailesi uygun bir böbrek bulmuştu. Yaşamını uzatabilecek bir ihtimal vardı. Ama o bu teklifi kabul etmedi.
Bulunan böbreğin kendisine değil, başka bir hastaya verilmesini istedi. Başka bir insanın yaşaması için o fırsatı geri çevirdi.
İşte tam da o anda insanın aklına bir söz düşüyor...
“Yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyoruz.”
Bu söz, 14 Temmuz 1982’de 12 Eylül darbeci zihniyetine karşı Diyarbakır Cezaevi’nde başlatılan açlık grevi direnişinin öncülerinden Kemal Pir’e aittir.
Kemal Pir bu cümleyi söylediğinde aslında bir paradoksu anlatıyordu… Yaşamı gerçekten sevenler, onu sadece kendileri için değil herkes için isterler.
Bu yüzden o söz, yıllar boyunca yalnızca bir slogan olmadı; teslimiyete karşı direnişin, umutsuzluğa karşı insan onurunun sembolü haline geldi.
Onu için devrimci olmak yalnızca bir ideolojiye inanmak değildir. Bazen bir insanın yaşamını kurtarmak için kendi yaşamını geri plana koyabilmektir. Halkının acısını kendi acısı gibi hissedebilmektir.
Bazen de tarihin en zor anlarında geri adım atmamak demektir.
Salih Müslim’in yaşamı, işte bu anlayışın anlamlı bir örneği olarak hatırlanacak. Çünkü bazı insanlar arkalarında mal, mülk ya da servet bırakmaz. Onlar geride bir fikir ve direniş bırakır. Ve bazen bir cümle bütün bir hayatı anlatmaya yeter. “Yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyoruz…” cümlesi!
