Zenginden zengine gösterişli iftar sofraları!


Civan DEĞER

Ramazan ayı, yalnızca oruç tutulan bir zaman dilimi değil; aynı zamanda paylaşmanın, dayanışmanın ve birlikte olmanın en yoğun yaşandığı dönemlerden biridir. Eskiden iftar sofraları, çeşit çeşit yemeklerle donatılsa da asıl zenginlik o sofralarda bir araya gelen insanların samimiyetinde gizliydi. Dostlar, akrabalar ve komşular davet edilir; birlikte açılan iftarlar, gönül bağlarını güçlendirirdi. Bu gelenek nesilden nesile aktarılmış olsa da bugün gelinen noktada o eski Ramazan sofralarının ruhu büyük ölçüde kaybolmuştur.

PAYLAŞIMIN RUHUNDAN GÖSTERİŞE

Geçmişte Ramazan denildiğinde akla ilk gelenlerden biri, ihtiyaç sahiplerine uzanan yardım eli olurdu. Maddi durumu iyi olanlar, çevresindeki yoksulları gözetir; sessizce, gösterişten uzak bir şekilde hayır yapardı. Bugün ise modern dünyanın etkisiyle bu anlayışın yerini farklı bir tablo aldı. Yardımların ve iftar sofralarının bir kısmı, adeta birer reklam aracına dönüşmüş durumda.

Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, lüks iftar sofraları yalnızca kurulmakla kalmıyor; aynı zamanda fotoğraf ve videolarla geniş kitlelere sunuluyor. Eskiden sofradaki yemekler paylaşılırken, bugün sofranın kendisi bir vitrin haline geliyor. Bu durum, Ramazan’ın özündeki tevazu ve paylaşım anlayışının ne denli aşındığını açıkça ortaya koyuyor.

YOKSULLAR İÇİN KURULAN SOFRALARDAN SEÇKİN DAVETLERE

Bir zamanlar iftar sofraları öncelikle ihtiyaç sahipleri düşünülerek hazırlanırdı. Bugün ise çoğu yerde bu sofraların yerini, yüksek bütçelerle organize edilen ve çoğunlukla yine varlıklı kesimlere hitap eden davetler aldı. Bazı sivil toplum kuruluşları, iş insanları ya da tanınmış kişiler; yüksek meblağlar harcayarak iftar organizasyonları düzenliyor. Ancak bu organizasyonların önemli bir kısmı, gerçek ihtiyaç sahiplerinden çok, görünürlük ve prestij amacı taşıyan davetlere dönüşmüş durumda.

SAMİMİYET SORGUSU

Elbette hayır yapan, ihtiyaç sahiplerine destek olan birçok insan ve kurum var. Ancak şu soruyu sormak gerekiyor; eğer amaç gerçekten yardım etmekse, bu kadar büyük bütçeler neden gösterişli sofralara harcanıyor? Aynı kaynaklarla, eğitimine devam edemeyen zeki çocuklara destek olmak, yoksul ailelerin hayatına doğrudan dokunmak mümkün değil mi?

Bu eleştiri bazılarını rahatsız edebilir. “Biz zaten yardım da yapıyoruz” diyenler olacaktır. Ancak mesele yalnızca yardım yapmak değil; yardımın önceliği ve niyetidir. Türkiye’nin dört bir yanında her gün kurulan binlerce iftar sofrasına harcanan bütçeler düşünüldüğünde, bu kaynakların çok daha kalıcı ve dönüştürücü alanlara yönlendirilebileceği açıktır.

ASIL OLAN NİYET VE PAYLAŞIM

Ramazan’ın özü, gösterişte değil; paylaşımın samimiyetinde saklıdır. Bir sofrayı değerli kılan, üzerindeki yemeklerin pahası değil; o sofranın kimlerle ve hangi niyetle paylaşıldığıdır. Belki de bugün yeniden hatırlamamız gereken şey tam olarak budur; gösterişten uzak, içten ve gerçek bir dayanışma ortamı sağlamaktır. Aksi taktirde buna itirazı olanların samimi olduğuna inanmayanlardanım.

Tam da bu noktada Ramazan, en çok da görünmeden yapılan iyiliklerle anlam kazanır.

 


Daha yeni Daha eski